“Filmin başı değil sonu önemli”

Ağustos 2020’de Lyon’a transfer olan ve bir yılını Fransa’da geçiren Cenk Özkacar bu sezon ise Belçika’da manşetleri süslüyor! Oud-Heverlee Leuven’de kiralık olarak forma giyen 20 yaşındaki stoper, savunmadaki performansının yanında golleriyle de dikakt çekiyor. 14 yaşındayken Altınordu’dan gönderildikten sonra futbolu bırakma noktasına gelen Cenk, ardından ayağa kalktığı süreci, TFF 1. Lig’den önce Fransa sonra da Belçika’ya uzanan hikayesini anlattı.

– Trabzonspor ve Galatasaray derken bir anda Lille haberleri çıktı, ardından Lyon’a imza attın. Üstelik o yaz pandemiye rağmen bonservis ödedikleri üçüncü oyuncu oldun. Transfer sürecini biraz anlatır mısın?

Transfer sürecimin başında koronavirüs salgını patladı. Adımın Süper Lig ekipleriyle anıldığını görüyordum ama Altay’da oynarken bazı Avrupa ekiplerinin takibinde olduğumu da biliyordum. Menajerim Süper Lig’den kulüplerle de görüştü ama ailem, menajerimle konuştuğumda Avrupa’dan gelecek bir teklif sonrası, Türkiye’yi rafa kaldırma kararı almıştım. Nitekim Lyon’dan teklif aldık, hayatımdaki en büyük hayalim olan Avrupa’da futbol oynamanın başlangıcına adım attım. Pandeminin kulüp ekonomilerini etkilediği dönemde harcama yapılırken iki kez düşünülürken Lyon’un benim için bonservis bedeli ödemesi de kulüp içinde özel kıldı diyebilirim.

– Fransa’daki ilk yılında seni en çok ne zorladı?

Fransa’da ilk yılda beni zorlayan şey dil oldu. İnsanlarla iletişim kurarken zorlandım. Diğer yandan Lyon gibi rekabetçi bir kulübe gelip onların antrenman seviyesine ulaşmak, adapte olmak zorladı. Buna alışmak aylar sürmedi ancak dil problemim maalesef halen devam ediyor, aşamadım.

– Oud-Heverlee Leuven’i neden tercih ettin? Hocayla iletişiminiz nasıl?

Bu projeyi tercih etmemin nedeni, buradaki antrenör ekibi ve teknik direktörün gençlere yaklaşımı, kulübün yetiştirici kimliğiydi. Marc hocayla harika bir iletişimimiz var. Geldiğim ilk günden bu yana bana karşı bir güveni var. Saha içinde olduğu kadar saha dışında da, yaşantımla ilgili de profesyonellik anlamında bana çok şey kattı. 8-9. haftayı geride bırakıyoruz, hepsinde forma şansı buldum. Hocanın genç oyunculara, çalışmayı seven, disiplinli oyunculara kariyerlerine dokunuşları olduğuna inanıyorum. Buraya geldiğimde bunu hissetmiştim. Türkiye’deki kariyerimde kırılma anlarında hocalarımın da dokunuşları olmuştu ama Avrupa’da inşallah yapabilirsem büyük bir sıçramanın en temelinde Marc hocanın desteğinin olacağına inanıyorum.

– Lyon gibi rekabetçi bir kulüpten sonra yetiştirici kimliğiyle öne çıkan bir kulüp için oynamak nasıl bir duygu?

Avrupa’daki ilk senem olmasının dışında Lyon’a gitmem… O zamanlar Şampiyonlar Ligi’nde yarı final oynamışlardı. Kulüp içerisinde rekabetin en üst seviyede olduğu bir sistem vardı. Avrupa’da maça çıkmamak, onların bana ‘Tam hazır olmayan oyuncu’ olarak bakmalarına da neden oldu. Rekabetçi bir kulüpten böyle bir kulübe gelmek tekrardan forma rekabetinin içine girdim. Kendimi daha iyi hissettim, oynamaya başladım. Oynamaya başladıkça nelerin üzerinde durmam gerektiğini, neleri geliştirmem gerektiğini gördüm. Burada oynamak, oynadıkça kendimi daha iyi hissetmek aldığım bu kararın doğru olduğunu gösteriyor.

– Belçika’da gelişim sürecinde neler yapılıyor? Bireysel olarak ne gibi teknolojiler kullanılıyor?

Şu anda takım olarak kullandığımız bir uygulama var. Antrenman, hazırlık maçları ve resmi müsabakaların hepsi kayda alınıyor, hepimizin telefonlarına yüklüyorlar. Kişisel analizini de tüm antrenmanı da izleyebileceğim bir ortamı sunuyorlar. Böyle bir şeyle daha önce karşılaşmamıştım. Lyon’da maç verileri olarak vardı ama burada biraz daha detaylı. Antrenmanları izleyebilmemin yanında maç öncesinde rakiplerin analizlerini program üzerinden yapabiliyorum, maç sonrasında kendi analizimi yapabiliyorum. Bu görsel desteğin saha içi performansımı artırdığını da söyleyebilirim.

– Antrenman düzeniniz nasıl? Temponun ağır geldiği oluyor mu?

Lyon’un rekabet için ağır antrenmanlar yaptırdığını ve diğer takımlara göre daha fazla olduğunu düşünüyordum. Ne zaman buraya geldim, buradaki antrenmanların Lyon’dan daha zorlu olduğunu gördüm. Hatta atletik-performans, fiziksel antrenmanların Lyon’dan daha ağır olduğunu gördüm. Liglerin 8-9. haftasında olmamıza rağmen haftanın iki üç gününü çift antrenmanla geçtiğimiz dönemler oluyor. Sabah 8’de toplanıyoruz. Yaklaşık üç aydır 07:20’de uyanıyorum. Hayatımı burada inanılmaz bir düzene soktum, zaten sokmak durumunda kalıyorsun antrenman saatleri nedeniyle. Hem antrenman hem yaşantı olarak Belçika’da büyük bir disiplin hissediyorum. Bunun da fiziksel ve atletiksel sınırlarımı zorladığını, genişlettiğini hissediyorum.

– İki senede en çok hangi yönünün geliştiğini düşünüyorsun?

Altay’dayken takım antrenmanlarının haricinde bireysel çalışmalarımı yürüttüğümüz hocam vardı. Altay’daki maçlarımla buradaki sekiz haftalık performansımı kıyasladı, ben de izledim. En büyük fark pozisyon bilgimde oldu. Doğru yerde bulunmanın, sahadaki sakinliğimin, topla olan ilişkimin farklı bir seviyede artış gösterdiğini söyleyebilirim. Altay’da özgüvensiz, sorumluluk almaktan çekinen, hata yapmayayım mantalitesiyle oynuyordum. Burada kendime inanarak daha sakin daha güçlü daha iyi pozisyon alan bir sporcuya dönüştüm. Sadece toplu oyunda değil, topsuz oyunda yaptıklarım da gelişti.

– Denayer ve Marcelo’yla iletişimin devam ediyor mu?

Marcelo’yla geçenlerde görüntülü konuştuk. Burada iyi bir sezon geçirdiğimi, düzenli oynayarak Lyon’a döndüğümde formayı kapabileceğimi söyledi. Denayer de Marcelo da sadece gittiğimde değil, şimdi de yardımcı oluyor. Şu an farklı ülke ve takımlarda olmamıza rağmen iletişimimizi devam ettiriyoruz.

– Türkiye’den tanıdığımız Sekidika ve Shengelia’yla aran nasıl?

Sekidika ve Shengelia, Türkiye’de yıllar geçirmiş futbolculardı. Türkiye’deki sistemden buraya benden sonra geldikleri için burada onlara yardımcı oldum, ortama en hızlı şekilde adapte olmaları için… İletişimimiz onlarla da iyi. Birlikte zaman geçiriyoruz, dışarı çıkıyoruz, futbol dışında da arkadaşlığımız sürüyor.

– Leuven’deki hayatın nasıl gidiyor?

Leuven şehri güzel, genç bir şehir. Çok sayıda üniversite öğrencisi var. Maçlardan sonra yorgun olmazsam şehre iniyorum, gezilmesi gereken yerleri yeni yeni başladım, öğrenmeye çalışıyorum. Ama bazen tamamen tam günümüz az olduğu için evde dinlenerek geçirdiğim de oluyor.

– Lyon’dan kimlerle irtibat halindesin?

Lyon’dan Bruno Cheyrou’yla her maç öncesi, sonrasında iletişim halindeyiz. Hafta içlerinde de görüşüyoruz. Onlar da buradaki maçlarımın görüntülerini izliyorlar. Kulüpten onlara da görüntüler gidiyor. ‘Buraya kiraya verdik oynasın gelsin’ mantalitede değiller. En yakın şekilde takip ediyorlar.

– Ümit Milli Takım’a da çağrıldın. Tolunay hocayla görüşüyor musun?

U21 Milli Takımı’na en son iki yıl önce, Andorra maçında çağrılmıştım. Ardından geçen ay çağrıldım. O aralıktaki süreçte Tolunay hocayla herhangi bir iletişimimiz olmamıştı. Kadroda bulunmuyordum. Forma giymeme sebebim de kadroya alınmama sebeplerinden biri olabilir. Lyon’dan Belçika’ya kiralık gelince Ümit Milli Takım’a çağrıldım. 6 maç oynayıp gelmiştim. Belçika ve İskoçya mücadelelerinde forma şansı bulamadım. Tabii ki olabilir, milli forma altında orada vakit geçiriyoruz. Orada oynamak ya da oynamamak kafaya takılacak şeyler değil. Hayalim olan şey A Milli formayı giymek. Öncelikle A Milli Takım’ın geniş kadrosunda yer almak en büyük hedeflerimden biri. İnşallah en kısa zamanda gerçekleştirebilirim.

– Türkiye’de futbola başlama yaşı, Avrupa’ya göre çok geç. Küçükler liglerinin regülasyon yaşı da öyle. Babanın İzmir futbolunda söz sahibi biri olmasının bu konuda avantajını yaşadın mı?

Babamın futbola yakın olmasının birçok avantajını gördüm. Futbola başlama yaşı ortalama 10 iken ben 6 yaşında başladım. 11-12-13 gibi yaşlarda yurt dışında deplasmanlı ligler oynanırken bizde normal lige yeni başlamıştık. Bunun dezavantajlarının olduğunu da söyleyebiliriz ama bu bir geçiş noktası. Açığı kapatamamak gibi bir şey yok, bahane değil. Burada bir antrenman sonunda herkes giyinip gidiyorsa ben sahada 30-40 uzun top daha atıyorum, ters ayağımı daha fazla çalıştırıyorum. Çocuk yaşlarda Avrupa’daki yaşıtlarla açılan farkı bu şekilde kapatabileceğimizi düşünüyorum.

– Avrupa’da geçirdiğin süre zarfı sonrasında Türk oyuncuların yurt dışına açılmaya devam edeceğini, Ligue 1’de daha fazla Türk göreceğimizi düşünüyor musun?

Ligue 1 özellikle PSG’nin transferleriyle göz önüne çıkan, diğer ekiplerin de ciddi yatırımlar yaptığı bir lig haline dönüştü. Hem atletiksel fiziksel hem de taktiksel savaşların olduğu bir lig. Daha fazla Türk oyuncuyu görebiliriz. İnşallah Avrupa’nın her yerini Türk oyuncularla kaplayacağımıza gönülden inanıyorum. Bunu başarabilecek hırs, azmimiz var. Gerek Ligue 1 gerek diğer Avrupa’daki diğer ligleri Türk oyuncularla kaplayacağımıza inanıyorum.

– Belçika ya da Fransa’da ‘Bunu ilk kez gördüm ama bundan sonra yapacağım’ dediğin bir rutinin oldu mu?

Fransa’da takımın kendine ait diyetisyen hekimi vardı, uzman bir ekiple çalışıyordu takım. Kahve içme alışkanlığım, çiya, avokado tüketimim, maç öncesinde havuç, brokoli tüketmek… Türkiye’deyken bunları ‘Yesem ne olur?’ diye düşünürdüm. Belçika’da maç öncesi/sonrası beslenmesi ayrı haftalık, maç öncesi günü, maç sonrası günü ne yenip ne yenmeyeceğini en net şekilde öğrendim. Sıvı tüketimi, ek gıdaların ne kadar önemli olduğunu gördüm. Burada hepsini alışkanlık haline getirdim. Maç sabahı kasları uyandırmak, açma germe yapmak, ara öğünleri blend edip tüketmek gibi rutinleri üç aydır yapıyorum, devam da edeceğim.

– Altınordu’dayken sakatlık sonrası futbolu bırakma noktasına gelmişsin ancak yurt dışına Altınordu’ya nazaran Avrupa’da daha gözden uzak olan Altay’dan çıktın. Bunu nasıl başardın?

13-14 yaşlarında Altınordu’da sezon öncesinde sakatlık geçirmiştim, sezon öncesinde sağ ayağımın bilek kemiği kırılmıştı. Ardından da sezona iyi giriş yapamamıştım. Seyit Mehmet Özkan’ın Bucaspor’dan Altınordu’ya geçirdiği 84 futbolcu arasındaydım. Başkanın, hocaların benimle olan iletişimi çok farklıydı. Benden beklentilerini anlatıyorlardı. Sakatlıktan sonra şans bulamamıştım U14’te. Babam, altyapı koordinatörüyle görüşerek ayrılmak istediğimizi söylemişti ama 6-7 aylık bir süreci olmuştu. Ardından Altınordu’dan gönderildim. Diğer arkadaşlarımdan geride olduğum söylenmişti. Futbol hayatımın en kötü günlerinden biriydi. Yeşilyurt tesislerinden Üçyol’daki evimize koşarak, sprint ata ata beş dakikada vardığımı hatırlıyorum. İnanılmaz bir ağlama ve ardından futbolu bırakma noktasına gelmiştim. Babamın beni döndürmesi ve tamamen toparlanıp Altay’dan sıçrama yaptım. Özgür Ekmekçioğlu başkanımızın gelmesiyle Altay’da altyapıya yatırım, tesisleşme, oyunculara duyulan güven inanılmaz boyuta ulaşmıştı. Transferimde de çok büyük rol oynadı. Bir futbolcu saha içi/dışı doğru işler yapıyorsa oynadığı kulübün önemi yok. İnşallah iyi olan kardeşlerimin iyi kariyerler yaşamasını umuyorum.

– Bundan sonrası için hedeflerin neler?

Öncelikli hedefim sakatlıksız buradaki tüm maçlarda oynamak, Lyon’a döndüğümde forma giymek istiyorum. Orada forma giydikten sonra kariyerimin gidişatı da belli olur. Babamın da her zaman dediği gibi filmin başı değil sonu önemli. Şimdi sezon iyi başladı ama sonunu da iyi getirmem gerekiyor. Burada sezonumun en iyi şekilde gitmesine odaklıyım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir