Macron’un ziyareti, Avrupa’da Çin’e yönelik farklı tutumları gözler önüne serdi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile geçen haftaki Pekin ziyaret, Çin’in Batı ile ilişkileri kritik dönemeçten geçtiği bir dönemde Avrupa’da yaklaşım farklarını ortaya koydu.

Fransız lider, ziyaretinde Avrupa’nın “stratejik özerkliğini” savunurken ilerleyen günlerde yaptığı değerlendirmelerde Avrupa ülkelerinin, ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabette “ABD’nin vasalı” olmaması gerektiğini vurguladı.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise Çin ile ekonomik ilişkilerde “risklerin giderilmesi” gereğine işaret ederek Çin’in Tayvan sorunundaki tutumuna yönelik eleştirileri ve Ukrayna krizinin çözümündeki rolüne dair beklentilerini dile getirdi.

Bu hafta Pekin’i ziyaret etmesi beklenen ancak Kovid-19’a yakalandığı için ziyaretini erteleyen AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ve üç günlük ziyaret için dün Pekin’e gelen Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock da Çin ile ilişkiler konusunda Von der Leyen ile benzer görüşleri ifade ediyor.

Macron’un Çin ziyareti

Fransa Cumhurbaşkanı’nın 5-8 Nisan’da von der Leyen ile gerçekleştirdiği ziyaret, Çin’in ABD ile artan jeopolitik rekabet nedeniyle Batı’dan uzaklaştığı ve Rusya ile yakınlaştığı bir dönemde, Avrupa’nın Çin siyasetinin doğrultusunu nasıl çizeceğinin ipuçlarını vermesi açısından önemli görülüyordu.

Macron, geçen ay yapılan AB Liderler Zirvesi’nde, Avrupa’nın “tek ses” olduğunu vurgulamak için Von der Leyen’e Çin ziyaretinde kendisine eşlik etmesini önermişti.

Ziyarette Avrupa’nın gündemini izlemeyeceğini, ülkesinin kendi diplomatik gündemi olduğunu belirten Macron, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’i 2019’da Paris’te konuk ettiğinde dönemin Almanya Başbakanı Angela Merkel ile AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’in kendisine eşlik ettiğini hatırlatmıştı.

Ortak ziyaret kararının Pekin ile ekonomik bağların sürdürülmesi konusundaki görüş ayrılıklarına rağmen Avrupa’nın Çin’e karşı ortak bir tavrı paylaştığını göstermeyi amaçladığı yorumları yapıldı.

Macron, Pekin’i ziyaretinde devlet töreniyle karşılandı, Devlet Başkanı Şi Cinping ve diğer yetkililerle görüştü. Fransız lider, Pekin’in ardından ülkenin güneyinde Guangdong eyaletinin merkezi Guangcou’yu ziyaret ederken burada Şi ile özel görüşme gerçekleştirdi.

Çin liderinin nadiren yabancı ülke liderleriyle Pekin dışında görüştüğüne dikkati çeken siyasi yorumcular, Macron’un özel bir muameleyle ağırlandığı değerlendirmesinde bulundu.

Macron, iş ve kültür insanlarından oluşan kalabalık heyetle yaptığı ziyarette iki ülke arasında önemli ticari anlaşmalara imza atıldı.

“Çin, Tayvan konusunda sorun yaratanlarla asla uzlaşmayacaktır”

Von der Leyen’in ziyareti ise Macron’un temaslarının gölgesinde kalırken, AB Komisyonu Başkanı’nın Pekin’de çok da sıcak karşılanmadığı gözlendi.

Von der Leyen, Şi ile görüşmesinde Tayvan Boğazı’nda istikrarın korunmasın öneminin altını çizerek, “statükoyu güç yoluyla değiştirme tehdidinin kabul edilemeyeceğini” vurguladı.

Şi ise Avrupalı yetkiliye yanıtında Tayvan konusunda Çin’i etkilemeye çalışmanın boşuna olduğunu ifade ederek “Çin hükümeti ve Çin halkı Tayvan konusunda sorun yaratanlarla asla uzlaşmayacaktır.” dedi.

“Stratejik özerkliğimiz kalmaz, ABD’nin vasalı haline geliriz”

Fransız Cumhurbaşkanı ise ziyaretinde verdiği mesajlarda Avrupa’nın Tayvan konusunda taraf olmasına dair şüphelerini dile getirdi.

Fransız lider Pekin’den Guangcou’ya yolculuğu sırasında ABD’nin “Politico” haber sitesi ile ülkesinin “Les Echos” gazetesinin muhabirlerine değerlendirmelerde bulundu.

Macron, “Avrupa daha Ukrayna’daki krizi çözebilmiş değil. Bu durumda Tayvan konusunda, ‘Dikkatli olun, yanlış bir şey yaparsanız biz de orada oluruz’ demek ne kadar inandırıcı olur?” ifadesini kullandı.

Avrupa’nın, Çin ile jeopolitik rekabetinde “ABD’nin takipçisi” olmaması gerektiğinin altını çizen Macron, “Avrupalılar şu soruya yanıt vermeli, Tayvan’da bir krizi hızlandırmak bizim çıkarımıza mıdır? Hayır. Avrupalılar olarak yapacağımız en kötü şey bu konuda ABD’nin yolunu izlemek, onun gündemine ve Çin’in aşırı tepkisine göre tavrımızn belirlemek olur.” değerlendirmesini yaptı.

Avrupa’nın jeopolitik düzlemde stratejik özerkliği koruması gereğine işaret eden Macron, “Eğer süper güçler arasında gerilim artarsa, stratejik özerkliğimizi finanse etmeye ne zamanımız ne de kaynağımız kalır, (ABD’nin) vasalı haline geliriz.” şeklinde konuştu.

Fransız lider, ABD ile görüşlerinin örtüştüğü konularda dahi, Ukrayna, Çin veya yaptırımlar konusunda bir “Avrupa stratejisinin” olması gerektiğini belirterek, “Bir blok diğerine karşı mantığında olmamalıyız. Dünyada düzensizlik yaratmaktan ve bizim olmayan krizlere karışmaktan kaçınmalıyız.” görüşünü dile getirdi.

“Riskleri giderme”

AB Komisyonu Başkanı von der Leyen ise Çin ziyareti öncesinde ekonomik ilişkilerde “risklerin giderilmesi” çağrısında bulundu.

Çin’in “mevcut dünya düzenini sistematik olarak değiştirmeye” yöneldiğine işaret eden Von der Leyen, AB’nin Çin ile ekonomik bağımlılık riskine eğilmesi gerektiğini, bunun Komisyon’un bu yıl içinde yeni bir “ekonomik güvenlik stratejisi” açıklayacağını kaydetti.

AB’nin Çin ve diğer ülkelerle kuantum hesaplama, robot, yapay zeka, biyoteknoloji gibi hassas yüksek teknoloji alanlardaki ilişkisini yeniden tanımlaması gerektiğine işaret eden von der Leyen, “Çin’in değişen politikaları bazı kritik sektörler için yeni savunma araçları geliştirmemizi gerektirebilir.” dedi.

AB’nin yatırım veya ihracatının güvenlik çıkarlarına uygun olup olmadığı konusunda net bir çizgisi olması gerektiğini ifade eden von der Leyen, Avrupa şirketlerinin; sermayesini, uzmanlığını ve bilgisini, sistemik rakiplerinin askeri ve istihbarat yeteneklerini geliştirmeleri için kullandırmaması gerektiğini vurguladı.

“Çin’den Rusya’yı akla yöneltecek adımlar bekliyoruz”

Bu hafta Çin’i ziyaret etmesi beklenen ancak Kovid-19’a yakalandığı için ziyaretini erteleyen AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ise Pekin yönetiminden Ukrayna Savaşı’nın sonlandırılması için Rusya üzerindeki nüfuzunu kullanmasını talep ediyor.

Borrell, ertelenen ziyareti kapsamında bugün Pekin’deki Çin ve Küreselleşme Merkezi’nde yapmayı planladığı konuşmanın metnini yayımladı.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin Avrupa’nın güvenliğine büyük zarar verdiğini ifade eden Borrell, Rus lideri Vladimir Putin’in Ukrayna’da çabuk bir zafer kazanma hülyasının suya düştüğünü, içine girdiği askeri ve siyasi açmaz nedeniyle Çin’i yanına çekmeye çalıştığını yorumunda bulundu.

Rusya’nın Çin’e nükleer silahlarını kendi sınırları dışında konuşlandırmamayı taahhüt etmesinin hemen ardından Belurus’a konuşlandırarak nükleer savaş riskini artırdığına dikkati çeken Borrell, “Çin blok mantığını reddediyor; biz de. Bu yüzden Çin’den Rus liderlerini akla yöneltecek adımları atmasını bekliyoruz.” dedi.

Borrell, Çin’in Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olarak sorumlulukları bulunduğunu hatırlatarak, “Ortadoğu’da Suudi Arabistan ve İran arasında diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasındaki arabuluculuğunda olduğu gibi Çin’in sorumlu rol oynayacağını umuyoruz.” ifadesini kullandı.

“Çin’in Rusya üzerinde nüfuzu, Avrupa ile ilişkilerinde belirleyici olacak”

Üç günlük ziyaret için dün Pekin’e gelen Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock da Çin’e yönelik şüpheci tavrı dile getiren Avrupalı liderler arasında.

Baerbock, Çin’e hareketi öncesi yaptığı açıklamada, Ukrayna krizinin ziyaretindeki öncelikli konulardan birisi olacağını belirterek, “Çin’in dünya barışı konusunda özel bir sorumluluğu bulunuyor. Rusya üzerindeki nüfuzunu nasıl kullanacağı Avrupa ile ilişkilerinde belirleyici olacak.” diye konuştu.

Çin’i “sistemik rakip” ve “dünya düzenini artan şekilde kendi çıkarlarına göre biçimlendirmeye çalışan küresel bir oyuncu” olarak tanımlayan Baerbock, “Yeni Çin stratejimiz ile Çin’in dünyadaki değişen rolünü dikkate alıyoruz.” ifadesini kullandı.

Avrupa ile Çin ilişkilerinde tek taraflı ekonomik bağımlılığın ve jeopolitik risklerinin azaltılması gerektiğini dile getiren Baerbock, “Bu durum özellikle de her gün dünya ticaretinin yüzde 50’sinin geçtiği Tayvan Boğazı’nda askeri bir gerilim yaşanması gibi dehşet verici bir senaryo karşısında geçerlidir. Bu nedenle ziyaretim sırasında, Tayvan Boğazı’ndaki statükonun tek taraflı olarak değiştirilmesinin ve özellikle de askeri bir tırmanmanın kabul edilemez olduğu yönündeki Avrupa’daki ortak kanaati dile getireceğim.” değerlendirmesinde bulundu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir